25 Şubat 2012 Cumartesi

Vagabond

Kafasına göre basıp gidebilmiş, gezip görebilmiş, biraz da yetenek olunca esip gürleyebilmiş adam Zach Condon. Bugüne kadar Beirut ile yaptıkları ortada. Sevip sevmemek sana kalmış elbet.

Ha dersen ki tabi, "Ulan biz de basıp gitmek istedik de şaka gibi önce vize problemi çıkıyor arkadaş karşımıza. Öyle ceketi sırtına alıp da nereye gidiyon lan bu ülkede?" sana da haklısın derim.

Neyse abi işte...

Radar Live'da çalışırken canlı canlı izlemiştim. Kendimi şanslı sayanlardanım bu yüzden.

Gulag Orkestar mı dersin, Elephant Gun mı dersin... Açıp açıp salak salak hayaller alemlerinde, salak salak figürlere boğmuşluğum mu yok kendimi?

Sakarya VIB ile takriben 1 saat 45 dakika süren ve güvenliğim için sürat zamazingosu uygulanan seferle Adapazarı'ndan İstanbul'a gidişlerimde bile defalarca kulağımdaki tınılarıyla, notalarıyla sanki kıvrımlı dağ yollarından güney sahillerine akıyormuşum zannettim kendimi defalarca.



Vagabond ile bir daha saygı duyuyorum kendilerine.

Santa Fe klibi ile de aynı şekilde.

Biz de hala senaryo yazıyoruz diye kıçımızı yırtalım. Çekip gitme hayalleri kuralım.

Sezar Yanım Acıyor Anne!

Her şey zamanında güzelmiş.

Yaşanacak şey en doğru zamanda güzel.

Tam devrinde vites atmak gibi.

10 dakikada haşlayacağın yumurtayı,

5 dakikada haşlansın isteyemezmişsin.

İstersin de olmaz.

Olsa güzel olurdu tabi. Ben istemiyorum sanki...

Ama 10 dakikada oluyorsa,

Sonunda elde edeceğim şey için 10 dakika da beklerim.

Neden 5 dakikada olmuyor yaaaa uffff :( diye üzülebilirim.

Tam olarak bunları demeyebilirim ama üzülürüm.

Yine de 10 dakika beklerim.

Benimle, 10 dakika, yumurtanın pişmesini bekler misin?

Bir de böyle satır satır yazdıkça kendimi Yılmaz Özdil gibi hissetmeye başladım.

Buna da bir çare bulur musun?

Neyse,

Her şey zamanında güzel diyordum.

Bazen hata yapmadan öğrenemiyorsun.

Öğrendim.

Hatamı sorma.

Hatalıysam ara.

Hatalıysa mara.

Hatalıysa maralım, yaban çiçeğim.

Maralım, aşkım gerçeğim...

Hay...

Prematüre mutluluklarla işimiz yok artık demeye getiriyorum.

İleri sarılacak neyimiz kaldı ki izlenmiş filmlerimizden başka?

24 Şubat 2012 Cuma

İki Kuruşluk Saygım Var Dövize Yatırmak İstediğim

Hayatta ya büyük bir başarının başrollerinden kendine yer kapacaksın,

Ya da büyük bir başarısızlığın...

Ama inandığın yolda...

Ama olmak istediğin biri olmak istediğin için düştüğün o yolda.

Ama arzularına karşı koymadan.

Arzularını saklamadan.

Ne isen o olduğunda.

O zaman ardında ne olduğunu bilmediğin sonsuzlukta mutlu olacağını düşünmekten başka bir şey yapamam senin için.

Ama en azından sana saygım sonsuzdur bu hayatta.

Saygıma ihtiyacın olsa da olmasa da.

19 Şubat 2012 Pazar

Fondip

Aşkını rakısına su diye katan, bir dikişte kendini tüketen, yolunu şaşırıp kendinden geçen adama saygım olduğu kadar sana saygım yok.

İki buzluk yer bırakırsın bardakta, atarsın içine de yine taşar ya...

Öyle işte.

Taşanları da içtik.

Dolu tarafı neydi ki bardağın?

Bir damla bile bırakmadık.

17 Şubat 2012 Cuma

Geleceğe Dönüş

Bir gün karşınıza saçı başı dağınık deli bir doktor, De Lorean'ı ile birlikte mi çıktı?

Zamanda yolculuğun mümkün olduğundan bile bahsetmiş olabilir...

Bahseti ve siz de bunu denemek için Diyarbakır Olimpiyatlarından Yaşar gibi atladınız değil mi?

Geçmişe döndünüz ve o sevdiğiniz kızı elde edebilmek için eğip bükmediğiniz şey kalmadı...

Bize yalan söylemeyin.

Zamanda kırılmalara sebep oldunuz ve bu, bugünü de etkilemeye başladı öyle mi?

Korkmayın!




Rejoice kullanın...

Kırılmaları önler, zaman köklerini güçlendirir ve pırıl pırıl da bir gelecek sağlar. Şifa niyetine...

Deli doktor'a da tavsiye etseniz hiç fena olmaz. O saçların hali ne öyle?

8 Şubat 2012 Çarşamba

Yazdım, Roman Oldu...

Ve sabahlara kadar oynadık kapı gıcırtılarına...

Milyon dolarlar, milyar dolarlar... Hoppala paşam, malkara keşan.