15 Ağustos 2012 Çarşamba

Haspam

Dışarısının buz kesiyor olmasının yanında evin hamamdan tek farkının içeride tellak olmaması olduğunu da unutmamam gerek. Vücudumdaki ani ısı değişiminin yarattığı karıncalanma ile birlikte gelen buğulu gözlük trajedisi, ellerimle yoklayarak bulduğum ilk yere oturmam için yeterli sebebi yaratıyor.

Genelde gözlük camı pislendiğinde ve dolayısıyla görüş kalitesi düştüğünde hohlayarak temizlersin ama buğulanmış camların belki de tek artısı, hohlamanı engellemek. Böylece başım da dönmemiş oluyor tabi. Ama ben yine de hazır buğuyu bulmuşken gözlük camı da olsa "beni yıka" yazarak ufak mutluluklara yöneliyorum

Kafamda yapmam gereken şeylerin listesi varken kendime alakasız uğraşlar çıkarmak en sevdiğim hobim. Nedense bir şey yapma zorunluluğunda olduğumda ne yapmam gerekiyorsa ondan kaçıyorum. Fakat herhangi bir zorunluluk altında değilsem her türlü şeyi yapabilirim.

Mesela; evde makarnadan başka pişirecek hiçbir şey yoksa makarna pişirmek içimden gelmez ve dışarıdan sipariş ederim ama başka alternatiflerin dahilinde makarna pişirmeyi canım isteyebilir durup dururken. Nereden böyle bir huy edindiğime dair en ufak bir fikrim bile yok. Zaten kimin neye dair bir fikri var? Öyle boş boş takılıyorum.

Aşk hayatımın renkleneceğini ve ekonomik anlamda düzlüğe çıkacağımı söyleyen astrolojik yorumları sanki dünyanın en heyecanlı romanını okuyormuşum gibi okuyor olmamın yanı sıra şayet şu an elimdeki gazetenin burç sayfasında "Boğa burcu, aşk hayatında bir takım sıkıntılar seni bekliyor. Ekonomik anlamda da tasarruflu olsan iyi olursun bu ara." yazıyor olsaydı zerre umursamazdım herhalde. Bana; "Boğa burcu" diye seslenen samimiyetsiz yorumların nesini ciddiye alabilirim, bilmiyorum.

Genel itibariyle işime gelen bütün burç yorumlarına inanıyorum. İşime gelmeyenleri ise şarlatanlık olarak niteliyorum... Madem şarlatanlık yapacaksın neden insanın moralini bozuyorsunuz?

Geçen sene sevgilimin doğum gününü bir ay önceden kutlamış bir anten olarak, ki unuttum diye de panik yapmışlığım ve kendimi kahretmişliğim vardır, bu sene kesinlikle tarihinde ve hatta ilk oalrak kutlayan insan olma planlarım ayrılmış olmamıza rağmen suya düştü. Yine bir ay önceden kutladım, doğal olarak da bir teşekkür mesajı bile almadım. Yalnız Eylül'de, yani doğru tarihinde, "sağol" yazılı bir mail gelirse hiç şaşırmayacağım. Sanırım ağır bir şekilde hakettim bunu.

Bazen durduk yere o kadar çok düşünceye boğuluyorum ki ister istemez oturduğum yerde dalıp gidiyorum. Aklımın diplerimden kum çıkarmam an meselesi, vurgun yememek için bedeni terbiye ediyorum işte önce...

Seneler boyu idmanlardan kaçacak delik arayan, ekstra çalışması gerekirken haytalık yapan eski bir sporcu olarak aklımın çok geç başıma gelmesi neticesinde ağrıyan kaslarıma aldırmaksızın her gün spor yapasım var. Gideyim salona ağırlık çalışayım, evden çıkıp koşayım 10 - 15 km., akşama halı saha yapayım, haftasonu basketbol oynayayım, havuza girip 1 km kadar yüzeyim... Bunları tahminen 10 sene önce yapıyor olsaydım şimdi çok farklı bir yerde olurdum. Fakat tecrübelerimiz kadar yok muyuz? Ben de bu kadarım işte...

Kellik başımda duman
İlk aşkım ilk heyecan

En çok yanında istediğin insanlar binbir türlü bahane uydurup ihtiyacın olduğunda derdini dinlemeye bile tenezzül etmiyorken, hiç tahmin etmediğin bir insan oturup saatlerce seni dinleyebiliyor durduk yere. Neye inanacağını şaşırıyormuş hakikaten insan bazen.

Şurada on dakika uzağındaki insanın yapmadığı güzelliği, sekiz saat uzaklıktaki dostun içten bir şekilde yapıp da seni en güzel şekilde misafir ediyor ya, onu sev. Koru onu...

Arkadaşların ve hatıraların senin her şeyin İsmail, onlara sakın sırtını dönme, tamam mı?


Call me maybe şarkısına bir ben klip çekmedim sanırım. Gerçi hiç olmamasına rağmen, şu şarkıya özel olarak girdiğim disleksi manyaklığı ile şarkıyı Call me bayme diye söylemekten vazgeçmem lazım önce bunu için.

Haddime değil ama elinizdeki fırsatların değerini bilmenizi öneririm. Bilin yani... Benimkiler beş para etmiyor şu an, bir gün değerlenir diye bekliyorum hâlâ.

Haspam, sen ne güzel bir kelimesin.

Visam Lord; sifon aleminin asilzadesi.

Politikacıların, bürokratların, oligarkların, piyasa spekülatörlerinin "bedelli ne zaman çıkar acaba?" diye bekledikleri bir dünya istiyorum. Eminim John Lennon yukarılarda bir yerlerde buna gülümsüyordur, siz gülmeseniz de olur.

dildiledegmedendilogrenilmez.com

Hep bir abim olsun istemişimdir. Ablam da olabilirdi gerçi, farketmez. Benden büyük bir kardeşim olsaydı iyi olurdu.

Orhan, abimi gördün mü? Erdoğan, bak abim... Getiricem oraya!


Çocukluğumdan beri yaptığım şeylerden biri dalgınlığa düşüp anneanneme babaanne, babaanneme de anneanne demek oluyor ara sıra. Birbirlerini sevdiklerini biliyorum ama böyle karıştırınca da sanki, atıyorum anneanneme babaanne dediğimde, "babaannesini daha çok seviyor galiba." diye düşünüyor sanıyorum. Düşünmüyordur elbet ama ben öyle sanıyorum o an ve çok üzülüyorum lan. Merak etme anneanne, babaanneme de anneanne diyorum bazen ve ikinizi de çok seviyorum. Karalahana mı yapsan da yesek?

İstediğin kadar spor yap, sabaha kadar oturup tıkınmayı bırakmadığın sürece evladım, senden bir bok olmaz. Bak, karalahana diyince acıkıverdi insan...

Bir de mısır ekmeği olacaktı...

Ouuuuuuuuv, saat kaç olmuş lan?!

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Anatomy of Inanimate Objects


Danimarkalı sanatçı Mads Pieters'in cansız objelerin anatomisi illüstrasyonu.

Busan İllüzyon Müzesi

Güney Kore'nin Busan kentinde bulunan İllüzyon müzesindeki resimlerin hepsi gerçekliğe yakın bir şekilde üç boyutlu olarak yapılmış. Yeterince ilginç... Fotoğrafların sol alt köşesinde de kaynağı mevcut.

Kutu Ofisi

Yeni neslin öncü yönetmenlerinden Alman asıllı Türk yönetmen Emre Ercüment'in, modern zaman karmaşasının kaybolan hayatları arasında kelimeleri kısaltarak mesajlaşan zamane Alman gencinden gelen telefon mesajıyla bunalıma giren insanların dramını ele aldığı Dtschlnd übr alls bu hafta vizyona giriyor. Altın Boza ödüllü yönetmenin ilk belgesel çalışması olan bu yapıma sinema eleştirmenlerinden tam not geldi.

Başrollerinde Şaban Işık ve Gülhan Salıpazarı'nı görebileceğimiz, Oscar'sız usta yönetmen Sir Douglas McGiven tarafından yazılan ve yönetilen 2012 de bu hafta vizyona giren yapımlar arasında. Saatli Maya Takviminin yaprakları biten 45 yaşındaki Ender'in 2012'nin anlamını Google'laması ile başlayan olaylar dizisi, karşısına çıkan bilgiler doğrultusunda ilginç bir hâl almaya başlar. Boşandığı eşini ve çocuklarını da yanına alarak uzun bir yolculuğa başlayan Ender, kendini Amerika'da bulur. Kıyametle yüzleşmek için artık tek bir yol vardır; "Gevur toprağında Mescid bulmak."

Evladımkimbilirnasılyağlarlayapılıyoroşeyler Patlamış Mısırlarının sunduğu Kutu Ofisi programının bu haftalık da sonuna geldik. Hepinize iyi seyirler diliyoruz.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Oscar Wilde

Benim Adım Hıdır Elimden Gelen Budur






My Mistakes Were Made For You


İyi projeydi The Last Shadow Puppets. Kısaca sağdan soldan da rahatça bilgilerine erişebileceğiniz; Arctic Monkeys'den Alex Turner ve The Rascals'tan Miles Kane'in oluşturduğu... Prodüktör ve baterist James Ford'u da arkalarına katıp iki haftada albümün de ilk şarkısı olan The Age of Understatement'ı kaydedip sonra tekrar kendi yollarına devam ettiler.

İkinci albümün çıkışı ise sürekli erteleniyor. İyidir... Ertelendikçe güzelleşir. (Bir umut elbette...)

The Age Of Understatement'tan üç favorim var, biri zaten yukarıdaki videodan da anlaşılacağı üzere My Mistakes Were Made For You... İkincisi, Standing Next To Me ve son olarak Meeting Place.

Bu da bonus olsun...


Bir de 2008 Glastonbury'de Jack White ile yaptıkları Secret Gig performansları var ki o da iyidir. Grubun 60'lar müziğinden esinlendiğini düşünürsek, Jack White ile giriştikleri şarkının Wondrous Place olması da şaşırtıcı olmaz herhalde. YouTube üzerinde sahne önü bileti olan şanslı bir insan evladının çekimi ile bir versiyonu mevcut.